ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
SİS, 4. KISIM | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
SİS, 4. KISIM

HÛLYA ZAMANI

SİS

4

UMULMADIK bir hûlya zamanı…

 

 

 Kırılgan ve sonlu  bir dünya hayatında, düşünülegelen hûlyaların, yarın umutlarının büyük bir kumluk sahilde, gelip giden dalgalar gibi, zihnimizin içinde, tedirgin edici yolculuğunu hiç akletmiş miydik!

Aklınıza hiç gelmeyebilen, hurda teferruatlarla doludur geçmişimiz.

Tarihin içinde, afedersiniz, tarih de ne ki.

Evet tarih de nedirkinin içinde, sessizce yol alan, tarih denilen hayaletin, yarın öleceğini bilen, ancak, asla ve kat’a kabul etmeyen bir insanların, yüksek sesle okunması gereken öyküleri olmalıdır.

Biz, insansak, tarih de biz sayılmalıdır ve hiç kimse “bize” müdahale etmemelidir. Ben, müdahale etmeyiniz derken, sanmayın ki bir başıboşluğu anlatmak ya da savunmak istiyorum. Tarihe müdahale etmek derken, bir çelişki hissedebilirsiniz. Yukardaki fikrimle, ters düştüğüm akla gelebilir. Hayır efendim, ne münasebet.

İnsan, özgürce bir müdahalenin sonucunda var değil midir! Siz de benim gibi, bunun özgürce bir  müdahale olduğuna inanıyor musunuz! Yüksek sesle, kahkahalarla gülelim. İnanın, sırf kendimi kandırmak için, özgürce bir müdahale cümlesini kurdum. İnanmayın bu safsatalara.

 

ŞİMDİ iyi okuyun, kapatın pencerelerinizi, sadece ve sadece kendinizle olun. İçeriye kimseleri almayın.

Tarihi belli olmayan bir gün (dü) …

Bir önceki yüzyılın ,  önemli düşünürlerindendi  diye yazıyordu dergi . Ama bizim dünyamızda , hemen , hiç kimse varlığından , pek de haberdar değildi .

Olmuştu da , biz mi ilgilenmemiştik .

 Belkide kendini gizlemeyi , özellikle mi istemişti.   Çok az  mektubu yayımlanmış , o mektupları kaç kez , nefes almadan , belkide nefesimi tutarak okumuştum . Her okumada , tuhaf bir şey oluyor , anlattıklarını anlamaya , daha da bir zihnen susuyor , metin bitiyor , içimde ,  hiçbir şey kalmıyordu .

Sonra bir gün , herhalde o kadar zihinsel terin ardından , anlamaya başlamıştım . Ailesini , “naziler” , son üyesine kadar , teker teker kurşuna dizerek yok etmişler . O da kendini , bilgisinin duvarları arkasına saklamış .

Ama , bu saklanma , zor anlaşılır olmasının nedeni olamazdı . Ben de , bunun için , uzun bir savaşın içine girmeye karar verdim . Nerde ve nasıl yaşadığını , arayıp , tarayıp bulacaktım . Mektupların yayınlandığı dergi ile uzun süren okur yazar tartışmamız  oldu .Benim bu adama neden bu denli merak saldığımı öğrenmek istiyorlar , ben de , aksine , o merakımı , dergiyle paylaşmak istemiyordum .

Adım gibi emindim .

Hissediyor fakat dile getiremiyordum .

 Bu adam bir şey biliyordu ;  nasılını çözemediğim bir anaforun içine girmiş , burnu bir gerçeğe mi değmişti ! Öyle ise , neydi o gerçek !

Ya da , ortada gerçekten saklanılan , ortaya çıkmasından endişelenen , sıra dışı bir bilgi mi vardı ! Fakat her nedense , o bilgisini paylaşmaya yanaşmıyor , tereddüd ediyor , belkide paylaşacağı insanlara , o bilgi , ağır gelir korkusu yaşıyordu .

Şayet öyle ise ,  bunda , bir yere kadar haklıydı . Nasıl ki her insanın , fiziki bir kaldırma gücü varsa , benzer şekilde de , hiç temas etmediği bir düşünceyi kaldırıp , kaldıramama durumu vardır .

Nihayet , uzunca süren ,  gergin tartışmalardan sonra , adamın adresine kavuştum . Bilgin , hiç ummadığım bir ülkede yaşıyordu ; Paraguay . Ben , ne denli uzun yazarsam yazayım , ısrarla , kısa , bir sayfayı , zar zor  aşan mektuplar yazıyordu .

Bir ara ,” Benimle vakit kaybetme . Esas nefesin bulunduğu yere git ,orayla temas kur , başka türlü yatışmazsın , sükûnet bulamazsın evlât “ diye uyarmıştı beni .

O gün , bu cümleyi okuduktan sonra , sabaha kadar uyuyamadım . Sihirli bir cümlecik , bir tembih , belkide ruha atılan bir işaret fişeği !

 Yatak , her tarafı ile bir işkence aleti gibiydi o ara .

Nefesim daralacak gibi oldu , kalktım , bir kahve suyu koydum , ağır ağır batı yönündeki bol ağaçlı kayalık tepelerin üzerinden , en parlak haliyle batmaya duran mehtabı izlemeye koyuldum . Dalmışım . Ocaktaki su cezvesi , habire fokurdar dururmuş . Davrandım mutfağa , ocağı söndürdüm , koyu sayılabilecek , hazır kahveden bir fincan doldurdum .

Tekrardan evin verandasına çıkıp , mehtabı izlemeye koyuldum . Ne yapabilirdim ki , bu kuşatmayı yarabilmek için !

Parlak ay ışığı , gecenin sessizliğinin iç sesi , otların , ağaçların , çalıların arasında dolaşıp duran kedi köpek , belkide bilmediğim başka hayvanların , ısrarlı yemek aramaları .

Sürgülü pencereler , telli olmasına rağmen , fırsatını bulup , eve giren uçan böcek ve tek tük sinek …

Herkes , biz dahil , sonu , galiba saf yokluk olan bir zaman sabrının içinde , ayakta kalmaya mı uğraşıyorduk !

Beni uyardığı mektubundaki adres , yine ilginç bir ülkeyi , şehri gösteriyordu !   

 

 

     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
SİS, 4. KISIM
HÛLYA ZAMANI

Tarih : 2.06.2026
Devamı...
 
 
SİS
3. KISIM

Tarih : 27.05.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

DÜŞÜNÜYORUM DA
BAKIN NE DİYORUM

Tarih : 22.05.2026 |
Devamı...

 

TUTUNAMAMAK
AMA NASIL

Tarih : 29.04.2026 |
Devamı...

 

TÜRK SOLU VE
YARINLARA DAİR DÜŞÜNCELER

Tarih : 28.04.2026 |
Devamı...

 

AYMAZLIK
VE BİLMEK 1

Tarih : 6.04.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA