ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
İNSANLIK | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
İNSANLIK

TARİHİ/1

İNSANLIK

Ve tarih

Bir peri masalı mı!

1.

 

 

 

 

“”” söz başı”””

Çocukluğumda, anneannemin, evinde, yatılı bir hizmetçisi vardı. Aile, O’na FAFA derdi yani Fatma. İmparatorluk devrinde, belkide 1900’lerin başlarında, küçücük bir çocuk iken, Sayda yahut da Sur şehirlerinin birinde çıkan bir çiçek hastalığı salgınında, bir gözünü kaybetmişti.

Buna rağmen, şehri, ( Mersin’i), adım adım bilirdi. Özellikle, kendisi gibi, zamanında muhacir/ göçmen gelen hemşehrilerini.

Anneannem ve Fafa, kendi aralarında, duyulacak bir şekilde, arapça konuşurlardı. Zaten anneannemin babası da, Mısırlı bir göçmen, “İbrahim Mısri” yani Mısırlı İbrahim Efendi’ydi.

O yüzden, anneannemin evi, bir bakıma, Arapçaya yaklaştığımız evdi. “ yalatıyf” sözcüğü, en çok duyduğum ve unutamadığım bir FAFA, endişe- hayret sözcüğü idi. Yani, aman allahım, o da ne yahu  gibi bir şey.

Fafa, zaman zaman bizim eve gönderilir ,( Tarsus), birkaç gün bizim evde kalır, eve göz kulak olurdu. Tren saatlerini, özellikle “ motorlu” trenin saatlerini, okuması yazması olmamasına rağmen, haniyse ezbere bilirdi.

İşte o gelişlerinde, ısrarıma dayanamaz,  bana “iyi kalpli” insanların, daima kötüleri yendiği masallar anlatırdı.

Uyumaya durduğumda, daima iyi kalpli insanların rüyalarını görürdüm. Bazan da, rüyada, iyi kalpli bir insan, kötülerce cezalandırılmışsa, uykumdan, ağlayarak uyanırdım.

Örneğin, rüyamda değil de, babamın, o akşam konuklara, osmanlı tarihindeki, en dramatik savaş yenilgilerinden biri olan, timurla- Yıldırım Bayezit’in, Ankara savaşını ve sonuçlarını anlatırken, timurun, Bayezit’i, tahta bir kafes içinde, Anadolu’da, köy-kasaba dolaştırdığını anlattığı anda, dayanamayıp, çığlık çığlığa ağlayarak, odama kaçtığımı, unutabilir miy(d)im sizce! Sizin de anne-babanızın kütüphanesi, ağırlıklı olarak, tarih kitaplarıyla dolu olsa, siz de, bir sabah, okumaya tutkun olarak uyanıp, dünyaya,  artık öyle bakmaya başladığınızda, o kitapları okumayıp da, na’pacaksınız ki!

Babanızın, şu anda şu satırları yazdığım, yazı masamın üzerinde, elinde kalem, 3 ortalı bir deftere, eski yazıyla, “ osmanlıda şahzade kıyımı” adlı bir derleme kitap yazmaya başladığını görseniz, ne hal ederdiniz?

Bugün, ruhsal olarak, omuzlarımda, garip bir yük hissediyor ve bir an önce harekete geçmezsem, kendimi, daha da fena hissedeceğimi, alenen duyumsuyorum.

O zaman !

Oturup, kaynak taraması yaparak, önce elle sonra da, parça parça klavyeye kaydetmeye başlarsın, elle yazdıklarını.

Neden, ille de elle!?

Bilmiyorum. Elle yazmadığım zaman, doğrudan klavye yazımından, hiç ama hiç tad vs alamıyorum.

Bu soruyu yanıtlamak, gereksizdir bence. Biliyorum, bu çalışmayı bitirdiğimde, uzuun bir oh çekip, o, omzumda hissettiğim tuhaf, psişik sorumluluk yahut görünmeyen ruhsal yük, buharlaşıp, uçacak.

Bizim evin, ana merak konusu tarih ve edebiyattı. Ben, edebiyat alanında, ilkin küçücük yaşta, YAHYA KEMAL BEYATLI ile tanışmıştım!

Elbette, Yahya Kemal’in, şair olduğundan başka, hakkında  hiçbir bilgim de yoktu,olamazdı da, ancak, şiir neydi, şair neydi…

Babamın, garip bir “ osmanlı” tutkusu vardı. Valdem, ona karşın, daha bir nesneldi ve kolejdeki hocaları sayesinde olsa gerek, babamın bu tutkusuyla, ara sıra maytap geçer, babamı kızdırırdı.

Babamın, İst., Haydar Paşa lisesindeki hocalarını bilemedim ama, annemin Arnavutköy Amerikan kız kolejindeki hocalarının, önemli bir kısmını biliyorum.

Örneğin Türk müdürleri, zannederim, Küçük Hüseyin Efendi dergâhı “müntesibi” yani kayıtlısı, Hüseyin Peker Bey’di. Ne adamdı ama. Annemin mezuniyet yıllığındaki fotoğrafları gözümün önüne geliyor da. Papyon gravatlı, İngiliz lordlar kamarası üyesi gibi giyinmiş bir “” dergâh ehli”.

Şimdikiler, bu devasa insanların, bulaşığını bile yıkayamazlar.

Neyse. Biz, öbür öğretmenlere geçelim de, tarih anlatımız, biraz daha renklenip, tadlansın…

Edebiyat öğetmenleri; HALİDE EDİP ve FARUK NAFİZ BEY…

Faruk Nafiz, sabahları, benim de mezunu olduğum KABATAŞ ERKEK lisesinde, öğleden sonraları da, kolejde, hocalık yapıyor, ancak, dersinin olduğu günler, “” kızlar”, bir giyiniyorlar bir giyiniyorlarmış ki… Annemin anlatısına göre, bütün kolej adama “ aşıkmış” yahu!

Son sınıfta ise, “ bedîiyat / güzel duyu,estetik” hocaları, sıkı durun NECİP FAZIL…

Nasıl bir kadro ama.

İşte bu insanların, ruhlarının, sözlerinin,olaylarının az çok gezindiği bir ev… Benim evim.

Nereye kaçabileceksiniz ki…

Ben de öyle yaptım zaten, hiçbir yere kaçmadan,anladığım DÜNYA ve TÜRKİYE tarihi anlatılarıyla,  doğrudan HUZURUNUZA geldim efendim…

 

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
İNSANLIK
TARİHİ/1

Tarih : 28.03.2026
Devamı...
 
 
BUGÜNDEN YARINA
BAKMAK... 1. BÖLÜM

Tarih : 17.03.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

PSİKOPATOLOJİ
DENEMELERİ 1

Tarih : 8.03.2026 |
Devamı...

 

LJUBLJANA’YA GELEN KARTPOSTAL
1. PERDE

Tarih : 14.02.2026 |
Devamı...

 

YAT YAT UYU MEMEDİM
BULAŞICI SALAKLIK

Tarih : 8.02.2026 |
Devamı...

 

ZOMBİ SAVAŞLARI
2. SAHNE

Tarih : 17.01.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA