ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU İLETİŞİM
DÜNÜN ANILARI | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
DÜNÜN ANILARI

5. VE 6. TÜRLERE DOĞRU...

 

Önceki yazımız olan ""3. ve 4. TÜR 'den "" devamla ...

(( Aile içinden birinci el bilgi ))

Dedemin küçük abisi, biraz da 1. Dünya harbinde şahit olduğu VE MUHATAB olduğu olay ve durumlardan dolayı anneannemi pek sevmez, onun baba tarafının MISIR kökenli olmasından dolayı / sanırım/ :
ARAP artığı der dururmuş.

FİLİSTİN bozgunundan sonra,mucizevî bir şekilde memlekete dönerken , zannederim halep’te , babasının akrabalarının , her nasılsa bulduğu evlerine sığınmak istediğinde, gördüğü katı tutum,dilenci gibi karşılanması , doğrudur ki , ruhunda telafisi olanaksız acılar konaklatmıştır.
ANCAK .
Zamanın koşulları ve ilk çocuklarının 1919 doğumlu olduğu gerçeğinden hareket ederek…Zaman kocar, cumhuriyet gelir ( ki millet pek de farkında değildir olmakta olanların ), yaşam asrileşmekte yani bugünün deyimiyle “” moderenleşmekte”, tatlı tatlı, batı taklikçiliğine ,ister istemez yürümektedir.
AKLIM erdi ereli , eşini bırakın bir çay bahçesine götürmeyi,çarşıda yan yana yürüdüklerini hatırlamam.ZİRA büyük yengem hep “” evdeydi” ve mutlaka bir şeylerle meşgûldü.
AMA hep meşgûldü…
ZANNEDERİM en büyük lüksleri, az da olsa, Niğde’de evli olan kızlarını ziyaret etmek üzere , Niğde’ye arada bir gelmeleri olsa gerektir.
DEDEMİN askere alınmayışını, döner dolaşır yüzüne vururmuş; Ismail ( İsmail demezdi dedeme ) evde somun kırıyordu “dermiş”, sanki dedem asker kaçağı!
Anneannem ve büyük eltisinin yaptığı çarşı pazar, eş dost gezmelerine hep homurdanırmış.””BÜYÜK yengemin”” yani küçük abinin eşinin, ömrünün mutfak,uyumak,çorap yamamak gibi “işlerle “ geçtiğini biliyorum,şahidim tabii ki.
BİZİMKİLER , bir vakit, ihracat,ithalat işleriyle uğraşmakla birlikte // sanırım 1925-1940 arası //, ağırlıklı olarak / hassas yiyecek dışındaki/ temel ihtiyaç malzemeleri satarlarmış.
AMA hiç olmazsa “hanımları” evin dışında , iyi kötü sosyal hayatın içinde ve BUNUN YANINDA , namazında,niyazında her iki elti de! 
DEVLET , üç erkek kardeşten en küçüğünü, evde “bırakmış”” her nasılsa.
GEÇİYORUZ…
ASKERDEN geldimdi, 1984 başı.
AİLE ,zannederim onbeş günde bir, toplanıp, hoşça vakit geçirmede,bağları sık tutma makamında. Güzel,son derece insanî bir gereklilik.
ANCA, ailenin bazı erkekleri,kimi toplantılarda,muhtemelen Tayvan-kore ya da caponların ,bu ahmak üssü ahmak çöl bedevilerine kakaladıkları,onların da marifetmiş gibi ahmak üssü ahmak müslümanlara sattıkları , camili-otomatik saat ve ezan ayarlı” bir oyuncak düzeneğini”, hasret kaldıkları oyuncaklarına kavuşmuş çocuklar gibi, ayrı bir odaya çekilip, gözleri MEST bir halde , dakikalarca ezan dinlediklerini hatırlıyorum … 
NE işe yaradığını hep düşündüğüm bir sermest hâl!
BİR önceki yazımızda tasvir edegeldiğimiz “varlıklardan” tek farkları, kendileri gibi olmayanlara,KÖTÜ gözle bakmazlardı.
HİÇ olmazsa.
BÜYÜK halamızın evi, NAZİ , toplama kampı gibiydi.Ev, daima arap sabunu kokardı.TARSUS’tan mecburî ziyaretlerimizde, içimi hafakanlar basar, ağlamalara yürürdüm:
Sağa dönme,sola bakma, oraya oturma,beriye ilişme, şurayı elleme…
EY gökler, acaba iki oğlu nasıl aklen sağlıklı bir halde çıktı bu evden! Ya da “onları” biz,sağlıklı zannede mi geldik?

DAYIM, 1979 sonbaharından 1993’e kadar,Mersin oteli müdürü idi.Hep hayıflanır dururdu rahmetli;Ulan bir defa bir emmoğlum,halaoğlum gelsin de şu otelde, vazgeçtim çatı restoranımda yemek yemesini, bir bardak çay içsin, bir fincan acı kahvemi içsin .
ACABA görecek miyim diye diye 1993 sonunda, memleketten ayrılıp, DEDEMAN’a koordinatör olmuştu galiba.
DÜŞÜNÜN ki, birinci el bilgilerini açıkladığım aile, bu şehirde güngörmüş, okur yazar,eşraf “gibi” tanınır.
Merak eden gider, ticaret odasının girişindeki duvarda kakılmış ,kurucu listesindeki HACI ALİ SEYDAVİ adını okur ve yazdıklarımı bir daha düşünür.
İşte ben , bu satırların yazarı, o zatın torununun oğluyum.Böylesine bir “” aile”, böylesine göreceli toplum dışı yaşayabiliyorsa , şayet…

Çok değil , 1990ların başında ,çalıştığım üstelik uluslararası İŞ yapan bir şirketteki , bir kaç yaş büyük iş arkadaşım, aniden sakal bırakmaya başlamıştı.
DERKEN , bir öğle yemeği molasında, bu arkadaşım, büyük bir “aşkla”, eşinin artık pencereden bile bakmadığını söylüyordu. Hatta birgün , “ Hüseyin Bey’ciğim, yengen ne diyor biliyor musun üstad” deyince , “ Ne diyor abi” diye yol açtım sözlerine …”Allah , senin yokluğunda , bu evden bakkala gidip ekmek almayı nasip etmesin bana” DEMEZ Mİ!
Ne cevap verdiğimi anımsamıyorum.
Şimdi bugün , uzun zamandır ŞÜPHESİNİ duyduğum bir içrek ( batınî ) tespitimle yazımı bitirip, ertesine yataklık yapalım:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ, dün OLMADIĞI gibi , bugün de devlet DEĞİL midir?
Samimi ön yanıtım: HAYIR ,devlet değildir.
Peki nedir o halde?
Sonraki yazıda ,lütfen…



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
İLTİHAP
2. NEŞTER

Tarih : 26.09.2019
Devamı...
 
 
SABAHA KARŞI
FİZİK 1

Tarih : 26.09.2019
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
BOŞLUK
VE ANLAM

Tarih : 4.10.2019 1
Devamı...
 
 
KÜÇÜK İSKENDER
BÜYÜK ŞİİR

Tarih : 8.07.2019 1
Devamı...
 
 
 
 www.huseyinsungur.com
 

 GİYOTİN HAVUZU
 

KONYA ÜZERİNDEN
NEREYE!

Tarih : 22.10.2019 |
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
ÖZGÜR DÜŞÜNCE

Tarih : 8.10.2019 1|
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
OTOPSİ DENEMESİ

Tarih : 7.10.2019 2|
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
VE OTOPSİSİ

Tarih : 1.10.2019 1|
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2018 Tüm hakları saklıdır..! zinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA