ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU İLETİŞİM
KOCABUCAK HİKÂYELERİ 1 | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
KOCABUCAK HİKÂYELERİ 1

IRMAK ADAMLARI 1

Sonra, bu yazılanlara kim inanacaktı!Hergün saatlerce çalışma masasının başından kalkmıyor,evin içinde düzeni bozduğu için, huzursuzluk çıkmasına da sebep oluyordu.

Ama karşısında ,sisli eflâtun zirveleriyle duran dağlarına , gözünü açtı açalı , dilsiz bir uşak gibi sarı yeşil su gövdesiyle akıp, kendilerine hayat veren ırmağa söz vermişti bir kere.

Öğrendiklerini , vakit geçirmeden yazıya geçirmesi gerekiyordu.Yarın elden ayaktan düşerse, etrafındaki hiç kimse, kendisi gibi duyarak ,ruhuyla, nefesiyle bir olup , hafsalasının dehlizlerine girip, teker teker her sayfayı, sabırla dinleyip, temize çekemezdi.

Büyük dedesinden kalma, gözü gibi baktığı , her gün tozunu aldığı , sarkaçlı duvar saati, mat altın renkli lâmba ışığının doldurduğu salonda onbir defa vurdu.

Gongun onbirinci vuruşuyla birlikte , ortalığı , derinden bir madeni titreşim gezintisi aldı.Bu titreşim , sanki canlı idi.Bütün bir evi,duvar duvar,oda oda dolaşmaya başladı.

 

Sonra kim inanacaktı bu yazılanlara.

Okuyan olacakmıydı acaba! Her iki ağzı bilenmiş,jilet gibi parlak ,keskin ,kuşak hançeri boyutundaki sorular, kafasının içinde çöl hortumlarının oluşturduğu burgaçlar gibi dolanıp, duruyordu.

Boynunu soğuktan,yaştan içlerine çekmiş kuşlar gibi ırmağın kenarında durdu.Açık sarı yeşil, kocaman bir hayvanın sessizce akan gövdesi gibi görünen SEYHAN ırmağına baktı. Hatıralarının belli belirsiz görüntüleri, sanki rengârenk bir kelebek seli gibi önünden akmaya başladılar.

Sırtını ılık,tozlu bir yel , tanıdık bir dost eli gibi okşadı,ayağının dibinde debelendi gibi geldi.Ayakkabılarının arasında, bir kucak toz, paskırdı durdu.

Burada , bu ırmağın kıyısında, sanki güneş hiç batmaz gibi gelir adama.Bir bakarsın tam tepende, beynine beynine iniyor alevden saplamaları.Bir de bakarsın ki, Egemen'le Kel Ahmed'in arasından, Berdan'ın(*) arkasına doğru , sıvışıp gitmiş.Hiç haberin olmaz. Uyanık olacan ki,farkedebilesin olanları.Güneşin harareti toprağa kavuştuk sıra,toprağın üzerinde ekili,dikili ne varsa,gövdesindeki saklı suyu dışarıya salıverir.Bu rutubet, dışarının dayanılmaz hararetiyle içli,dışlı olunca,uzaktan bakan insana,tarlaların üzerinde ,adeta su buharından meydana gelen , görünmez inler ,cinler,periler oynaşıyormuş gibi görünür.Sağlam basmassan yere, aklının gevşediğini bile sanabilir insan.Yani adamın gözü,böylesine aldanabilir,tabiatın bu göz boyacılığını, essahlıymış gibi anlar kendine göre.Toprağın peltek, esneyen göğsüne bastıkça adımlarını,bu biteviye davranıştan, sanırsın ki ayakların yürümüyor.Bir toprak deryası ki, suya neyim benzemez çehresi.Türlü çeşit ot; dikenlisi,dikensizi,sürmelisi,sürmesizi,topağı,düzü.Yakanı,yakmayanı,kardeşçe ,elele yaşar gider gider ben gördüm göreli bu topraktan deryada.Bir sarmaşık var, adı meçhûl,tutar böğürtlenin gövdesine sarılır,dilszi bir halda ,meder umar sanki...Böğürtlen ağır nebattır,gıkını çıkarmaz, " Buyur gel gardaş, ne varsa pöler yerik Allahım'a " der gibi yol açar bu adı meçhûl sarmaşığa.  

Zaman gelir ki,bu meçhûl sarmaşık , ırmak boyunca ,Seyhan'ın edepli akışı gibi , bu akışa öykünerek ,önüne kim çıkarsa , sarılır da sarılır.Kimsenin da gıkı çıkmaz ,harbiden bu sarılışa.Birgün, bu meçhûl sarmaşık,dünyanın en munîs,en mahçup,çiçeğini doğruverir , domurlarının ucunda. Böğürtlene,okaliptüse,nar gövdesine sarılmış da, evlâdını göklerce özlemiş bir ana.Her bir memeden birer tane evlât peydah olmuş ki, böyle mavi , böyle pembe , yanyana dururken , mislini cîhanda aramak fuzulîdir  derdi, kocamışlarımız. Kocamışlarımız ya, sessizce toprağa bakıp, ayâllerinin akşamleyin önlerindeki kaba koydukları aşı,ekmeği , ibadet gibi görüp, dillerinden en ufak bir söz dökülmeden yiyen o nûrlu insanlar hani.

Hem boşuna dedemiz , o dedemizin büyük atası , onun da büyük  atası kocamız(*),buralara Bucak hem de Koca Bucak dememiş.Her sıfat saabı mahlûka , sırf yaşından ötürü "Koca" denmezdi o vakıtlar.Koca diye tasvirlenmek, namlanabilmek için , adamın toprak kadar geniş yüreği, ırmak kadar bitmeyen aklı ve gönlü olması lâzımdır.

Biz , bu ırmağın adamları , Koca Bucağ'ın sipahileri, canımızı da cânanımızı da , buradan besleriz. Yedi ceddimiz, yedi ceddimizin de ötesi , hep böyle beslene gelmiştir.Can yuvasından çıkar mı!Çıkan can,yuvasına döner mi! Yüz ister , edep ister , kurdun,kuşun , börtünün , böceğin rızasın ister.Ölürse tenimiz ölür, canlarımız ölmez,ölmemiştir.Bilmezsiniz , sabahın yelinde , ikindinin nefesinde kaç yüz bin harf gizlidir, muammaya yatmıştır !

Tekmil canımız, tövbemiz,sevabımız,günahımız,uykumuz,uykusuzluğumuz ve hatta şerrimiz, celâlimiz ki topyekûn mevcudatımız .

Buradır, bu topraklara nakışlıdır , bu topraklarda nefes etmektedir.

-----------------------------------------------------------------------------------/---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Az ilerde , büyük dut altının ırmağa yıkılmış dallarının hizasında, ufak bir kesteğin(*) ,kuş yuvasına benzer çukuruna sıkışıp,kalmış serçe ölüsüne ,onlarca kara karınca hücum etmiş,açık parlak , yeşil gözlü kara sinekleri dahi , tövbe yaklaştırmıyorlardı.

İlâhi bir vuslat gibi güneş, ırmak boyundaki okaliptüslerin, sarmaşıkların, kara çalıların arasından ağır,ağır yükselip,Bucak toprağının göğsüne avuç avuç düşesiydi ki, kara karıncalar,işlerini bir an önce bitireler.

(*) Berdan/ Tarsus'un hemen doğu yanından akan ırmağı.

(*) Koca / Özellikle Toros yörükleri arasında, sözüne,aklına , edebine çok güvenilip, gerektiğinde yardımı istenen , ermiş kişi benzeri yaşlı erkek. 

(*) Kestek / Toprak,sürüldükten sonra bir ya da iki avuç büyüklüğünde , toparlak toprak parçası.

Eski bahçe...

( Bazı sokakları , ne hoş ki, hâlâ  kocamış taşduvarlı yosun kokup,kumru sesleri ile nakışlanan TARSUS şehrime ve bütün ölmüş gönülllerin eskimeyen sevinçlerine muhabbetle )

20. asrın başları, güneyde bir kasaba...

Akşam güneşinin , kasabayı  yavaş yavaş terketmeye başladığı saatlerde,bahçeye ,toprağına,duvarlarına, iyice yapışmış olan rutûbetli yosunlardan olsa gerek ,bir ıslaklık ve beraberinde buğuya benzer bir sis çökerdi. Bu sisin içinde bahçe, korku ve gizem dolu bir havaya dönüşür, sanki ortalıkda yalnızca nefes alıp verişleri duyulan fakat bedenleri kat'iyyen görülmeyenler, kendi hayatlarına iltica ederlerdi . Ama aşk, yüzünü göstermek için uygun mekân aramaz.O,kendini kendisiyle varederek gösterirken,görünmeyen hıçkırıklar içinde,her türlü meşakkete razıdır.Ölümün çehresi ise ,adamın yaslandığı tüm mevsimlerin ,sanki bir sonbahar ağacının asûdeliği altındaki, toplanmış hali gibidir.Oysa kaç sonbahar,kaç kış geçmiştir ,gamsız ağızların savurduğu külüstür kahkahaların üzerinden.Bahçenin tam ortasındaki  antik mermer desenli havuz ise ,yaşını , gelmiş, geçmiş bahçe sahiplerinin dahi bilmediği bir geçmişten alıyordu. Bir asrı hayda hayda geçen bahçenin bulunduğu konak, yaşlanmış taş duvarların yosunlara  ev sahipliği yapmasından öte, binbir memeli bir anne gibi ,ufku delen sabırlı bakışlarıyla, çıtını çıkarmadan ,sokağın köşesinde ,gelen vakti , giden vakte ekleyerek ,çilesini eğiriyordu...



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
NEREYE DOĞRU
NASIL

Tarih : 6.12.2019 1
Devamı...
 
 
İLTİHAP
2. NEŞTER

Tarih : 26.09.2019
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
BOŞLUK
VE ANLAM

Tarih : 4.10.2019 1
Devamı...
 
 
KÜÇÜK İSKENDER
BÜYÜK ŞİİR

Tarih : 8.07.2019 1
Devamı...
 
 
 
 www.huseyinsungur.com
 

 GİYOTİN HAVUZU
 

CEHALET VE
RENKLERİ

Tarih : 6.12.2019 1|
Devamı...

 

KONYA ÜZERİNDEN
NEREYE!

Tarih : 22.10.2019 |
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
ÖZGÜR DÜŞÜNCE

Tarih : 8.10.2019 1|
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
OTOPSİ DENEMESİ

Tarih : 7.10.2019 2|
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2018 Tüm hakları saklıdır..! zinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA